FELSEFE,DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARI YURTTAŞLIK KULÜBÜ



İlgili dokumanlar:


Kulüp iç yönetmeliği



DEMOKRASİ ve İNSAN HAKLARINA KISA BİR BAKIŞ

A. DÜNYADA

Organize suçlar ve terörizmin demokrasiye etkileri ile demokratik düzen ve hukuk devleti içerişinde terörizm ve organize suçlarla mücadele konusu çalışmamızın odağını oluşturacağı için, demokrasinin tarihi sürecinden kısaca bahsetmek yerinde olacaktır. Demokrasi teriminin kullanılması, bilindiği gibi Eski Yunan'daki şehir devletlerinden başlamaktadır.

Demokrasi, "Demos-Halk" ve "Kratos-Yönetim" kelimelerinin birleşmesinden oluşmaktadır. Demokrasinin beşiği, Anadolu ve Yunanistan yarımadalarıdır. Atina ve Isparta şehir devletlerinde köle olmayan bütün erkekler, sitenin yönetimine katılabiliyordu.

Farklı sosyo-ekonomik süreçlerde gelişmiş olsalar da, site demokrasilerinde bugünkü demokrasi anlayışımızın bazı izlerine rastlamak mümkündür.

Eski Yunan'dan çağdaş demokrasi anlayışına ulaşılması sürecinde Ortaçağda, sınırlı da olsa, bazı gelişmeler gözlendi.

Ortaçağ'ın feodal sosyal ve ekonomik yapısı, sanayi devrimini hazırladığı gibi; düşünsel ortamı da, Rönesans ve Reform hareketleri öncesinde düşünsel alt-yapısının gelişmesine katkıda bulundu. Feodal düzene karşı halk tabakalarının yükselen sesi ise, demokratik sürecin toplumsal tabanını oluşturdu. Ticaretin gelişmesiyle birlikte yükselen orta sınıflar, yönetimde söz sahibi olma taleplerini ortaya koymaya başladılar. "Kararların alınmasına katılma hakkı verilmeyenler, bu kararlara uymak zorunda değildir" görüşü güç kazanmaya ve tepkide bulunma, doğal bir hak olarak görülmeye başlandı. Bu nedenle modern demokrasinin köklerinin Ortaçağ'a kadar uzandığı belirtilmektedir.

Ortaçağ'daki demokrasi süreci açısından ilk önemli tarihsel adım, 13. Yüzyıl'da (1215) "Mâgna Carta Libertatum" ile atıldı. Bu belge, birey hak ve özgürlükleri ile adalet anlayışının gelişmesinde önemli bir rol oynadı. Rönesans ve Reform hareketleriyle başlayan Yeniçağ'da mutlak monarşi anlayışı gittikçe zemin kaybederken, demokrasinin nüvesi niteliğindeki fikirler toplumsal tabakalarda filizlenmeye, sosyal gelişmenin sözcüsü ve liderleri konumunda olan filozoflar tarafından dile getirilmeye başlandı.

18. Yüzyıl'daki "Aydınlanma Çağı"nın üç filozofu olan Locke, Montesquieu ve Rousseau'nun, diğer bir çok düşünürle birlikte, demokratik gelişmesi ve savunulmasında büyük rolleri oldu.

Ancak demokrasi açısından tarihsel dönüm noktaları, eski dönemden yeni bir döneme kesin bir geçişi ortaya koyan, 1776 Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve 1789 Fransız Devrimi olmuştur. Amerikan "İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi" ve Fransız Devrimi'nin "Özgürlük, eşitlik kardeşlik" anlayışı, demokrasi anlayışının gelişmesinde kilometre taşı teşkil ettiler.

19. yüzyıldan II. Dünya Savaşı'nın bitimine kadar olan dönemde bir yandan imparatorluklar çözülüp ulus devletler kurulurken, diğer taraftan da ideolojiler gelişti ve ideoloji tartışmaları başladı. Anti-demokratik ideolojiler, bazı ülkelerde iktidara geldi.

Nazizm ve faşizme dayanan rejimler, II. Dünya Savaşı'nda yenilirken, totaliter ve antidemokratik Sovyet/Doğu Bloku komünizmi ise süreç içerisinde kendiliğinden yıkıldı. Tarih, totaliter ideolojilerin demokrasi karşısında başarısızlıklarını ve hiç bir şekilde insan mutluluğuna hizmet etmediklerini açıklıkla gösterdi.

Dünya Savaşı'ndan sonra İnsan Hakları konusundaki ilk girişim, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 10 Aralık 1948'de kabul ettiği "İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi" ile gerçekleşmiştir. İnsan hakları ile ilgili diğer bir uluslararası sözleşme, 4 Kasım 1950'de Avrupa Konseyi kapsamında imzalanmıştır. Ayrıca 1 Ağustos 1975 tarihli Helsinki Nihai Senedi de insan hakları ile ilgili bölümler içermektedir.

Özellikle "Soğuk Savaş"ın bitiminden sonra insan hakları kavramı, demokratik süreçte giderek önem kazanmıştır. Çünkü insan haklarının kullanılabilmesi, ancak demokratik bir ortamda mümkündür.

B. TÜRKİYE'DE

Osmanlı İmparatorluğu, kuruluşundan sona erişine kadar altı yüzyıl boyunca Avrupa'nın bir parçası olmuştur. Osmanlı devleti, imparatorluk konumuna Avrupa'da ele geçirdiği topraklarla ulaşmış ve başkenti Avrupa'da yer almıştır. Bütün bu yüzyıllar boyunca Osmanlılar, Avrupa ülkeleriyle yakın siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkiler geliştirmiştir.

Çok-dinli, çok-uluslu Osmanlı devleti, çok sayıda farklı kültürün birbirleriyle yan yana yaşadıkları bir toplumsal yapıya sahipti. Müslüman, Hıristiyan ve Musevi topluluklar, Osmanlı "millet sistemi" içerisinde barış içinde bir arada yaşayarak kendi dillerini, dinlerini ve kültürel kimliklerini muhafaza ettiler

Osmanlı İmparatorluğu'nda dini ve kültürel hoşgörünün, zamanın bir çok Avrupa ülkesinden çok daha ileri bir düzeyde olduğu belirtilmektedir.

Fransız devrimi, Osmanlı İmparatorluğu'nu da doğrudan etkilemiş ve milliyetçilik, Osmanlı topraklarında da ortaya çıkmıştır. Bundan sonra din esasına dayanan "millet sistemi", ulus-devlet talebinde bulunan milliyetçilik karşısında giderek zayıflamıştır. Türk toplumunun demokratikleşme süreci, 19. Yüzyıl'a kadar uzanmaktadır. Bu yüzyıldan başlayarak Osmanlı İmparatorluğu'ndaki reform süreci, Avrupa ülkeleriyle çok daha yakın siyasal, ekonomik ve kültürel ilişkileri de beraberinde getirmiştir. 1808'de II. Mahmut'un imzaladığı Senedi-i İttifak, merkezdeki padişahın karşısında illerdeki "ayan"ın (büyük toprak sahipleri) siyasi konumunu güçlendirmiştir.

1839 Gülhane Hattı Hümayunu ve 1856 Islahat Fermanı, İmparatorluk içerisinde dini hukuk sisteminin yanında laik bir hukuk sisteminin nüvesini oluşturmuştur. 1839-1856 Tanzimat dönemi; Osmanlı İmparatorluğu'nun reform sürecine hız kazandırmış, 1908'de II. Meşrutiyet'in ilan edilmesi ise sürecin dönüm noktası olmuştur. 1876 tarihli "Kanuni Esasi"de vatandaşlara tanınan genel haklar, yasalar önünde eşitlik, kişi dokunulmazlığı, basın özgürlüğü, ticaret serbestliği, dilekçe hakkı, eğitim özgürlüğü, kamu hizmetlerine girebilme imkanı, mal güvenliği, angarya ve işkence yasağı, vergilerin kanunla alınabilmesi gibi temel hak ve özgürlükler şeklinde özetlenebilir.

1878 Osmanlı-Rus savaşı sırasında askıya alınan Anayasa; "Jön Türkler"in liderliğindeki toplumsal muhalefet sonucunda 23 Temmuz 1908'de yeniden yürürlüğe konularak II. Meşrutiyet başlamıştır. Ancak Türk toplumunda demokratikleşme süreci açısından dönüm noktası, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasının ilan edildiği 29 Ekim 1923 tarihi olmuştur. Böylece hukuk sistemi ve devlet anlayışı açısından Osmanlı dönemi ile kesin bir kopuş gerçekleştirilerek ulus-devlet oluşturulmuştur. Türk reform hareketi, İmparatorluk'tan ulus-devlet anlayışına geçtiği 1920'lerde Avrupa'nın laik, birey hak ve özgürlüklerine dayanan ulus-devlet anlayışını kendisine model olarak almıştır. Atatürk'ün liderliğindeki Türk devriminin amacı, Türkiye'yi çağdaş değerlere dayanan bir devlet olarak kurmak ve Batı dünyasındaki yerini almasını sağlamaktı. 1920 ve 1930'larda Avrupa'da otoriter ve totaliter sistemler hakimdi ve demokrasiler zor bir dönemden geçiyordu. Buna rağmen Türk devrimi ideolojisi, demokratik değerlere bağlılığını ve nihai hedef olarak siyasi sistemin tam demokratikleşmesini hiç bir zaman terk etmemiştir. Bu dönemde Türkiye, siyasi liderliğinin kararıyla çok partili sisteme geçilen tek ülke olmuştur.

II. Dünya Savaşı'nın sonrasında 1946 milletvekilliği genel seçimleriyle çok partili parlamenter sisteme geçiş gerçekleştirilmiştir. 1950 seçimleriyle Cumhuriyet Halk Partisi, iktidarı Demokrat Parti'ye bırakmıştır. Böylece Türkiye'nin tek parti yönetiminden çok partili demokrasiye geçmesi, toplumsal karışıklık, devrim, kan dökülmesi ya da yabancı istilası ve baskısı sonucu değil, kamuoyunun desteği ve siyasi elitlerin sağduyusu sonucu gerçekleşmiştir. 1945 San Fransisco Konferansı'nda Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nın kurucu üyesi olan Türkiye, II. Dünya Savaşı'ndan sonra demokratik ülkeleri biraraya getiren Avrupalı ve Batılı uluslar topluluğunun bir üyesi olmuştur. Avrupa Konseyi, NATO, OECD, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı, bu kuruluşlar arasındadır. Türkiye, Avrupa Topluluğu ile 1963'de tam üyelik hedefiyle bir Ortaklık Anlaşması imzalamıştır.

Türkiye Cumhuriyeti, insan hakları ve özgürlüklerine ilişkin bütün uluslararası sözleşme ve bildirgeleri imzalamış, Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi ve AGİT'in insan hakları, uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına yönelik bütün girişimlerini desteklemiştir. Avrupa Konseyi Protokolü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Türkiye tarafından onaylanmış ve 1987 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkı yürürlüğe girmiştir. 1960 ve 1980'de iç istikrarsızlıklar sonucunda iki kez askeri müdahale gerçekleşmiştir. 1970' lerde siyasi kutuplaşma, had safhaya ulaşmış, terörizm toplumsal güvenliği tehdit eden ciddi boyutlara ulaşmıştı.

Söz konusu müdahalelerin, demokrasinin içerisinde gelişebileceği toplumsal güvenlik ve istikrar ortamının oluşturulmasını müteakip, demokratik düzene geçilmiştir. 1980'lerde ise aşırı siyasi grupların terörizmi yerini ayrılıkçı terörizme bırakmıştır. PKK terörizmi; Türkiye'nin demokratikleşme sürecini olumsuz yönde etkilemiştir.

Marksist-Leninist temelde etnik ayrımcılıkla ve terörizm yöntemiyle Türkiye'den koparılacak topraklar üzerinde Marksist/Leninist bir devlet kurmayı hedefleyen PKK (Kürdistan İşçi Partisi), son olarak eski Sovyetler Birliği'ne mensup ülkelerden 25 komünist partisinin 31 Ekim 1998'de Moskova'da gerçekleştirdiği 31. Kongre'ye katılmıştır. İdeolojik yapısı ve hedefleri itibariyle PKK'nın anti-demokratik, totaliter ülkeler ve demokratik ülkelerdeki aynı nitelikteki marjinal siyasi gruplar tarafından desteklenmesi, şaşırtıcı değildir.

 

[Kültür ve Edebiyat Kulübü] [Yayın ve İletişim Kulübü] [Müzik Kulübü] [Resim Kulübü] [Folklor Kulübü] [Tiyatro Kulübü] [Kütüphanecilik Kulübü] [Sivil Savunma Kulübü] [Gezi, Tanıtma ve Turizm Kulübü] [Çevre Koruma Kulübü] [Satranç Kulübü] [Hayvanları Koruma Kulübü] [Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma, Çocuk Esirgeme, Yeşilay ve Benzeri Kulüpler] [Sağlık ve Temizlik Kulübü] [Spor Kulübü] [Bilim-Fen ve Teknoloji Kulübü] [Fotoğrafçılık Kulübü] [Trafik Kulübü] [Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma ve Okul Müzesi Kulübü] [İzcilik Kulübü] [Bilinçli Tüketici Kulübü] [Meslek Tanıtma Kulübü] [Demokrasi, İnsan Hakları ve Yurttaşlık Kulübü] [Engellilerle Dayanışma Kulübü] [Yeşili Koruma Kulübü] [Çocuk Hakları Kulübü] [Felsefe Kulübü] [Kooperatifçilik Kulübü]